 |
GEÇMİŞ ZAMANDA MERSİN
Günümüzde yurdumuzun en önemli limanlarından birine sahip olan Mersin, aynı zamanda ülkemiz arkeolojisinde neolitik çağa ait ilk bulguların da ele geçtiği yerlerden birisidir. Mersin'in hemen 3 km batısında Soğuksu vadisinde bulunan Yumuktepe Höyüğü'nde ünlü İngiliz arkeologu John Garstang tarafından1936-39 ve 1946-47 yıllarında yapılan kazılarda, yörenin ilk üretime geçiş evresinden İslam çağlarına kadar kesintisiz bir yerleşime sahne olduğu ve Yumuktepe'nin ülkemizin en eski yerleşimlerden biri olduğu ortaya konmuştur. Yumuktepe, 1993'ten itibaren Veli Sevin-İsabella Caneva başkanlığında Türk-İtalyan ortak kazı ekiplerince tekrar kazılmaya başlanmıştır. Antik Çağlarda ise bugünkü şehrin bulunduğu yerde Zephyrium adlı bir kentin varlığı bilinmektedir. Bu kente ait çeşitli izlere ve kalıntılara eski Halkevi'nin ve diğer bazı yapıların temel hafriyatlarında rastlanmıştır.

Kentin, son 200 yılda geçirdiği gelişim ve değişimler ise her açıdan oldukça ilginçtir. Ünlü gezginimiz Evliya Çelebi 1671'de Silifke'den Tarsus'a doğru sahilden giderken bugünkü Mersin'in civarında Mersinoğlu adlı bir Türkmen kışlağından söz etmektedir.1812'de Kaptan Beaufort notlarında Mersinayı birkaç kulübeden oluşan bir yer olarak tanımlamaktadır. 1830'larda Ch.Texier, Tarsus'un gerçek limanı olarak kullanılan, Çevresinde antik harabelerin olduğu bir köy olarak bahsetmektedir. Th. Kotschy'nin seyahatnamesinden 1855'ten itibaren Mersin'in Adana ve civarının başlıca iskelesi haline geldiği anlaşılmaktadır. Langlois ise, antik Zephyrium harabeleri üzerinde kurulmuş çevrenin en önemli limanı olarak belirtmektedir.
Kimilerine göre bir Türkmen kışlağından kimi seyyahlara göre de bölgede çok yetişen Mersin (Myrtas) ağacından adını alan bu yerleşim XIX. yüzyıla basit bir köy olarak girmiş Tanzimat'a kadar Adana eyaleti, Tarsus Kazası, Gökçeli nahiyesine bağlı bir köy konumunda kalmıştır. XIX. yüzyılın başlarından itibaren Tarsus limanının dolmasıyla Mersin köyü Çukurova'nın başlıca iskelesi durumuna gelince bu küçük yerleşimin kaderi birdenbire değişmiştir. Tanzimat sonrasının serbest ortamında Çukurova Anadolu'nun en canlı tarım ve sanayi bölgesi haline gelirken, Mersin'de 1851'de bucak merkezi, 1864'te Mersin Kazasının merkezi, 1877'de ise Adana Sancağı'nın bağımsız bir kazası olmuştur.
1886'da Adana-Mersin demiryolunun hizmete girmesi gelişmeyi ve değişimi daha da hızlandırır. Bu durumdan Tarsus olumsuz bir şekilde etkilenmeye başlar ve geri planda kalır. Bunun sonucu 1888'de Adana ilinin livası olan Mersin Sancak, Tarsus ise ona bağlı bir kaza durumuna gelir. Demiryolu ilk yıllarında Çukurova ve İçel bölgesindeki kuraklık ve1887'deki sel felaketinden olumsuz etkilenmesine karşın daha sonraları km başına düşen gelir açısından Osmanlı Devleti'ndeki diğer demiryolları arasında ilk sırayı alır.

XIX. yüzyılın sonunda Mersin dünyanın dört bir yanıyla ticaret ilişkileri olan Akdeniz'in canlı bir liman şehridir. Hint malları, Rus petrolu, Çin pirinci, Manchester dokumaları, Fransa'dan kahve ve şeker, kibrit, hırdavat ile bin bir çeşit mal gelirken, Çukurova ve Anadolu'nun hububat ürünleri ve pamuğu, yün,deri, ipek kozası, küçük ve büyükbaş hayvan kuru üzüm, halı, balmumu, kereste, kuru meyve ve haşhaş tohumu başta Fransa olmak üzere tüm Akdeniz ülkeleri ve Rusya'ya gönderilmektedir. Uluslararası yoğun ticaret demografik açıdan kozmopolit bir yapıyı da beraberinde getirir. Kentte çok sayıda bina yapılmakta, gelen tüccarlar yerleşmekte, pek çok ülke konsolosluk ve banka şubesi açmaktadır. Osmanlı Bankası, Ziraat Bankası ve Selanik Bankası 1888'de kurulmuştur. Öte yandan, Die Deutsche Orientbank, La Banque Française de Syrie, Atina Bankası da ilk sırada yer alan bankalardır. Kentin renkli nüfus mozaiği en iyi şekilde eski kent dokusunda izlenmektedir. Müslüman yerli halk kentin eski Çekirdek mahallelerinde, karşılıklı değişim sonucu gelen Girit Türkleri, Giritli mahallesinde, Mısır'dan gelen Fellahlar Bahçe mahallesinde Lazkiye ve Trablusşam'dan gelenler Kiremithane mahallesinde; Bulgaristan göçmenleri Homurlu köyünde, Selanik'ten gelenler Osmaniye mahallelerinde, Tahtacı adı verilen Nusariye Dağları'ndan gelen Nusayriler ormanlık kesimde,Yörükler Çeşitli kesimlerde, Niğde, Kayseri ve Adalar'dan gelen Rumlar, Ermeniler ve XX. yüzyıl başında gelen Yahudiler şehrin belirli kesimlerinde oturmaktadırlar. Ticaretin önemli bir bölümüne hakim, zengin Beyrutlu Hıristiyan Araplar ile yabancı kökenli tüccarlar ise kıyı şeridine yerleşmişlerdir. XIX. yüzyılın ortalarından itibaren kentin gelişimine ve kozmopolit yapısına paralel Çoksayıda anıtsal bina yapılmıştır.

Sultan Abdülmecit'in verdiği fermanla1853’te Latin Katolik Kilisesi, 1865'te sahilde Sultan Abdülmecit'in annesi Bezm-i Alem Valide Sultan adına bir çeşme, beş yıl sonra1870'de aynı yerde bir cami (Eski Cami), aynı yıl Ermeni Ortodoks, 1871'de Arap-Ortodoks Kilisesi ve Taş Han, 1884'te Müftü Cami ve Medresesi, 1885'te Ayios Georgios Rum Ortodoks Kilisesi, 1898'de Tahtalı Cami ve Mığribi Cami, 1899'da İhsaniye Mescidi 1 ~00 başlarında Hükümet Konağı,1903’te Hadra Hamamı, 1906'da ise Yahudi Havrası inşa edilmiştir.
I.Dünya Savaşı sonunda, 17 Aralık 1918'de,Mondros Mütarekesi gereği İngiliz ve Fransızlar tarafından işgal edilmiş daha sonra Çukurova'yı Fransızlara bırakan İngilizler çekilmiştir. 20 Aralık 1921'de Ankara Antlaşması ile Fransızlardan geri alınmıştır. 1924'te Mersin ve İçel iki ayrı il yapılmış, 1933'te birleştirilerek İçel İli'nin merkezi Mersin olmuştur.
Bu kitapta yer alan resimler Mersin'in, XIX. yüzyıl sonlarından II. Dünya savaşına kadar olan bu renkli dönemine aittir. Bugün pek çoğu eski Mersinlilerin anılarında kalmış eski zaman anılarıdır. Özellikle kıyı ve liman ile ilgili resimlerde izlediğiniz Akdeniz'in dalgalarının kimi zaman okşadığı kimi zaman dövdüğü tüm kıyı boyunca uzanan güzelim kumsaldan bugün hiçbir iz kalmamıştır. Çeşitli panoramalardaki detaylara biraz dikkat edildiğinde Mersinlilere tanıdık gelebilir. Çünkü bir bölümü kentin eski tarihi çekirdeğinde halen yaşamaktadır.
XVII. yüzyıldaki küçümencik Türkmen Kışlağı bugüne kadar geçirdiği şaşırtıcı gelişimi önümüzde zaman dilimlerinde de sürecektir. Özellikleserbest bölge uygulaması kenti bugünkü boyutlarından da çok öteye götürecektir. Geçmişten geleceğe uzanan bu dinamik kentin, yüzyılımız başındaki bir zaman kesitini sunan Geçmiş Zamanda Mersin resimlerinin eski ve bugünkü Mersinliler kadar,gelecekteki hemşehrilerinin de ilgisini çekeceğini umuyoruz.

|